Ariv: October, 2006

KücügüM…!!!

Wednesday, October 11th, 2006

Aynı sokakta oturuyorduk
Her gün bir kızla geliyordu eve
Adı ESRARENGiZDi
Herkes onun hakkında
Farklı şeyler söylerdi.
Fakat kimse gerçegi bilmezdi
Kirli sakalları vardı.
Yeşil gözlü esmerdi
Mahallenin kızları hayrandı ona
Bense nefret ederdim
Hiç kimseyle konusmaz
Sadece gelir geçerdi
Birgün onunla yolda karşılaştık
Çok güzel bir yüzü vardi
Bana gülümsedi
Şaşırdım
Ama yinede onu sevmiyordum.
Fakat o çok farklıydı
Gece boyunca lambası yanardı
Uyumak yerine onun evini seyrediyordum,
Onu sevmedigim halde her şeyiyle ilgileniyordum
Yavas yavas onu gözlemeye basladim
O an anladim ki
Hep kendimi kandırmışım
Ona karşı hissetigim şey sevgiymis
Artık o eve gelmeden uyuyamıyorum.
Yanına gelen kızları kıskanırdım
Herkes onun kötü olduğunu söyleyince
Hep onu savundum
Onunla karşılaşmak için kapıda dururdum
Onu yine yolda gördüm
Bana göz kırptı
Yanımdan geçerken onu çağırdım
Acelem var KÜÇÜGÜM dedi
Bana aramızdaki yaş farkını hatırlatmışti
Eve gidip ağlamıştım
Karar verdim ona aşkımı ilan edecektim
Yolunu gözledim
Bir gün onu gelirken gördüm
Peşine düştüm o eve girdi
Biraz bekleyip kapıyı çaldım
Açtı ne var KÜÇÜGÜM dedi
SENI SEVIYORUM dedim
Gülümsedi
EVET dedi
Ne evet dedim konuşmadı
Koşarak dışar çıktım
Bir ay boyunca evden çıkmadım
Bir gün kızlarla konuşurken
Ambulans geldi onun evine girdi
Sedye ile onu dışarı çıkardılar
Önümüzden geçerken
Bende seni KÜÇÜGÜM dedi ve gözlerini yumdu.
Kıpkırmızı oldum herkes bana bakiyordu
Ağlayarak koşmaya başladım
Akşama kadar sokakta gezdim
Gözyaşlarım durmadan akıyordu
Sonra eve geldim
Annemler ondan bahsediyorlardı
Sevdigi bir kız varmış
Ailesi evlenemesine izin vermeyince
Kız evden kaçmış
Sokak serserileri kızı öldürmüş
Eve getirdiği kızlar evi olmayan kızlarmış
Kimi sevdiyse ölmüş
Çok sevip acı çekmiş
Intihar edip hastaneyi aramiş
Polisler evin duvarinda KÜÇÜGÜM yazısını bulmuş
KÜÇÜGÜM sende ölme yazıyormuş
Bende seni sevdim
Sevdiklerim gibi sende ölme diye ben öldüm
KÜÇÜGÜM………………

BiZe SeVmeSini ÖgRetmediLeR SeVgiLi…

Wednesday, October 11th, 2006

Bize sevmesini ögretmediler sevgili, bize hep sevgiyi saklamasini ögrettiler.
Hep bekletmeyi…hep ertelemeyi…
Bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir digerini ama hep uzakta olani özledik,
hiç dinmedi doyumsuzlugumuz, biz hep uzaktakini sevdik sevgili…
Yanimizdakini degil, odamizin duvarinin arkasindakini degil,
birseyler paylastigimizi degil, uzaklardakini, ulasamadigimiz kadar uzaklardakini sevdik…
Yanimizdakileri kirip geçirdik, incitip üzdük de,
hep ulasamadiklarimiza sakladik söyleyemedigimiz o güzel sözleri…
Özledigimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili.
Sevmek bizim için sinirlarimizdan hiç çikmamakti.
Kendi sinirlarimizda sevmek hep kapana kisilmakti.
Bu korku yüzünden hep karsimizdaki insanlarin sevgisini eksik bulduk,
küçümsedik onlarin sevgisini, yeni heyecanlar arama istegi vardi.
Bir kiside takili kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuslardaydi.
Yüksek daglarin en tepesinden bakiyorduk insanlara biz.
Sorun bizdeydi sevgili. Sevgiye inançsiz olan bizdik…
Bir insan bizi sevmeye basladiginda, yenildiginde sevgimize ondan uzaklasir,
nasil da tiksinirdik sevgilerinden biz.
Ama bizden biraz uzaklasmaya görsünler onlari yana yakila nasil da arardik.
Çünkü biz sevilmeye alismistik, hatirlasana nasil da ihtiyaç duyardik seslerine, kokularina.
Kaybolmustuk dagittigimiz sevgilerde. Kim bizi seviyordu, biz kimi seviyorduk.
Sinirlar erir, karisirdi hersey.
Öksüz sahipsiz bir sevgimiz vardi ama onu kime verecegimizi sasirdik.
Inanirlardi bize,inanirlardi o öksüz, sahipsiz, basibos sevgimize.
Çünkü çevremizdeki herkes o kadar hasretti ki sevgiye…
Çünkü onlar da bizim gibi sinirlar içinde büyümüslerdi.
Açilamiyorlardi, kendilerini taniyamadan çikamazlardi, sinirdan izinsiz çikis yoktu bize,
sevgiye geçit yoktu.
Kaç zamandir kendimizi kandirdik sevgili.
Kimi sevenler sarkilarda yasatir sevdigini,kimi eski cüzdanindaki eski soluk bir resimde,
kimi ise hayallerle süsledigi sinirli dünyasinda anlatacak çok seyleri yoktur.
Çok olan sadece çektikleri acilardir sinirli dünyalarinda.
Bunu bilirler sevgili,ama kiramazlar zincirleri.
Aski,sevmeyi,sevilmeyi kendimizi adamayi o kadar çok özlemisken,
Kendimden biliyorum, gözümüzde hayatimizin zerre kadar önemi yoktu.
Gerektiginde hayatimizi hiçe sayacak kadar kahraman
ama bir o kadar da yalanci ve riyakardik sevgili.
Patlayici bir madde gibi tasirdik sevgileri.
Kaygi dolu,ürküntü dolu bir sir gibi tasirdik sevgileri.
Okudugumuz yoksulluk romanlarinda, gözyaslariyla seyrettigimiz filmlerde anlatilan,
kahramanlarin hayatlarindan daha berbatti hayatimiz aslinda.
Ama kendimize duymadigimiz sefkati onlara duyardik…
Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldügümüzü gösteremedigimizden,
birbirimizin derdine yeterince egilemedigimiz için bu filmlerdeki kahramanlarin,
hayatlarina aglardik doyasiya….
Aslinda birbirimizi çok sevmek istiyorduk,
ama nedense çok utaniyorduk bundan ve hep erteliyorduk.
Yürürken sokakta karanliklar eslik ederdi yalnizligimiza.
Sokagin sonunda o gökyüzünün yalanciligi bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz asklarida…
Biliyormusun bugüne kadar hep seviyormusum gibi yaptim ben.
Aslinda onlari tanimiyordum ben, ama yinede ihtiyacim vardi sevgilerine.
Bagislasinlar beni ve unutmasinlar, onlar adina onlardan daha çok aci çektim ben…
Bir tek seni taniyorum aslinda ben… Bir tek seni… Dinliyorum anlat hadi…
Demek sonsuza dek kaçiyormus insan kendisinden…

HicLer AsLaLar, MutLakaLar…Ve Unutma ..

Wednesday, October 11th, 2006

Hiç sevmeyeceğim deme..
Sen sen ol sevmekten vazgeçme
Kovalayanların önünden asla ürkek tavşan gibi kaçma.
Bil ki yine yakalarlar.
Hain eller birgün gelirde yüreğini yerinden söküp, kimsenin bulamayacağı bir yere atarlarsa….
Doğan her günde bir umut bul ve devam et yoluna.

Koşulsuz sev, severken de asla karşılık bekleme.
Bil ki her sevdiğini sandığın seni sevmeyecektir..
Her seni seveni de sen sevmeyeceksin.
Sen sevsende dolu dolu, bir gün dolu sandığın kovalar boş çıkabilir..
Hazırlıklı ol her sona
Sonları gördüğün an, çizgi çek geçmişe..Ama tecrübelerini asla unutma.
Her yeni başlangıçta eskiden kalmış bir anı vardır.
Anılarından ders çıkar ve hatalarını tekrar etme!
Herşeyi sil, baştan yeniden başla.
Hatırlıyorum da yeniden başlamak, tıpkı bir çocuğun kumdan kale yapmasına benzerdi.
Sürpriz bir top kaleyi yıkar geçer.. Ama çocuk bıkmadan yine başlardı inşa etmeye.
Sevgilerde kumdan kaleler gibi, bir bakmışın oluvermiş, bir bakmışın ki yıkılıvermiş.
Kalenin bekçisi ol, ama diktatörü olma.
Koru daima son damla kanına kadar..

Unutma arada yenilgilerde kazançtır.
Yenilmekten korktuğun için asla kaba kuvvet harcama..
Birak olduğu gibi kalsın.
Herşeyi yerinde bırakırken bil ki seni en son mutlu edecek olan şey;
Elinde olan herşeyi yaptığın halde düzelmese de, sarfettiğin çabadır!
Bazen düşündüğün olur; ben yaparken neden olmadı.. nerede hata işledim..
Her zaman suç sende olmayabilir.
Gücünün yettiğinde sevgi dağıt, unutma ki dağıttın sevgi sonunda sana dönecektir.
Bilsen ki her yanın kıymet bilmeyenlerle dolu, bilsen ki adın dillerde avare olmuş
Vazgeçme bildiğin doğrudan.
Çünkü bazen senin bildiğin doğru başkasına yanlış gelsede…
O doğru yine senin doğrundur..
Belki hayatta senin olan tek şey O dur..
Yıkılma herşeye rağmen, gözlerinden kan damlasada bazı bazı
Değerdir yaşamaya de, çaba ise ömrün kamçısı.
Fiske vursa da kader beline, bükülme VARIM BENDE yine hemde ölümüne..
İnsanlardan ümidini yitirme, mutlaka seni anlayan çıkacaktır.
Birden sevdiğin terkedip giderse, bekle..umutla bekle..
Bir gün olur ya yine gelir..
Kapılarına asla kilit vurma, olur ya birgün anahtarını kaybettiğinde SON GELEN İÇERİ GİREMEZ..
Son gelen daima daha önce gideni anımsatır, mutlaka birşeyler hissettirir…
Hatırlararı aklından geçirirken, asla eskiyle yeniyi bir kefede yargılama.
Önemli bir detay gördüğünde altını çiz ve hissettiğini söyle,
çünkü bazen senin düşündüklerini de düşünen çıkar.
Asla kendi fikridir diyerek başkalarına kulak tıkama..
Başkalarını yargılarken, onları aciz görme…

Unutma ki…

Mutlaka bir yerde sessiz kalsada bir insan..
Her canın hayatta anlatmaya değer bir hikayesi vardır…

Senden Uzaklaşmaya Çalıştıkça..

Wednesday, October 11th, 2006

“Senden uzaklaşmaya çalıştıkça daha bir yaklaşıyorum sana..”

Her an seni düşünür oldum bu aralar.. Bazen anlamsız bir gülümseme oluyor dudaklarımda.. Seni özlediğim an kapatır oldum gözlerimi seni görebilmek için.. Tuhaf, beni sevmediğini bile bile seviyorum seni.. Beni hayatında istemediğini bile bile seviyorum seni.. Anlıyor insan bir şeylerin bittiğini.. Anlıyor da kabul edemiyor işte.. Bilmediğim tek şey neden hala inat edip savaş verdiğim.. Neyin savaşını verdiğim.. Hani senin hep bir sözün vardır ya.. Gidene kal, kalana git demem.. Yine farklıyız.. Ben sana kal diyorum.. Çünkü gitmeni istemiyorum.. Beni sevmediğini bile bile kal diyorum.. Kendime saygımı yok ederek kal diyorum..

Bazen bana ne kadar değer verdiğini anlamak için, bana öylesine bakan gözlerini görebilmek için sana ihtiyacım olduğunu söyler çağırırdım seni.. Hep yanımda olurdun.. Böyle zamanlarda saçma sapan şeylerden söz eder, boş konuşurdum.. Susarsam gideceğinden korkardım. Evet her an yanımdaydın ama beni sevdiğini hiç söylemedin. Hep söylemek her şey değil dedin.. Bir umutla belki seversin diye düşündüm. Sen hiç bilmedin bunları.. Çoğu geceler Vazgeçmeye çalıştım Senden, gözlerini düşünerek sabahladım..

Ve her sabah doğan güneşle sana yeniden aşık oldum…

Ne Olur . . .

Wednesday, October 11th, 2006

Hayatın hiç acıması yok bazı yaralara karşı, kapanmasına asla izin vermiyor onların…
Sen ne kadar çabalarsan çabala, sana izin verdiği kadar güçlü olabiliyorsun..
Yaşamın ve onun izin verdiği kadarı diniyor acılarının…

Ayrıldık…
Çok acıydı…
Bir daha asla unutmayacağım ve iyileşmeyecek bir yaranın sahibi olduğumu bilmiyordum o zamanlar…

Sadece ağlıyordum sana ve bana…
Ve yarım kalan, yaşayabilecekken vazgeçilen günlere…
Baktığım,
gördüğüm, dokunduğum her şey canımı yakıyordu…
Bir türlü sonu gelmeyen gözyaşlarımla birlikte bu acıdan öleceğim günü bekliyordum…
Üstelik de bu günün gelmesini deli gibi istiyordum…

Ayrıldık…
Acıydı…
Sonra geçti…
Her şey gibi…
Ya da bana öyle geldi…

Bir gün bir yerlerde, hem de hiç beklemediğin bir anda - ve özellikle de en
güçsüz olduğun anda - hayat bir yerlerden sakladığı acını çıkarıp vurur
yüzüne…
Her şeyin geçip gittiğini sanırken, daha az önemsediğini ya da artık
tamamen bittiğini düşünürken sen, aniden bir duvara çarparsın…
Ve her şey tuzla buz olur…

Aslında hiç unutmadığını ve gerçekte hiç de o kadar güçlü olmadığını yüzüne
vurduğunda hayat, sen çoktan acılarınla yeniden başbaşasındır…
İşte o yara yeniden açılmıştır, yeniden kanıyordur.
Üstelik o kan istemesen de hayatına
bulaşmaya başlamıştır yeniden…

Unutmak diye bir şey yok… İnsan hiçbir şeyi unutmuyor… Büyük bir maharetle
geçmişe gömdüğünü sandığı şeyleri hayat bir anda çıkarıp önüne koyuyor…

Yüzleşmek imkansız acımla, ayrılıkla ve seninle… Yüzleşmek imkansız sana olan
sevgimle… Ne olur karşıma çıkma… Ne olur çıkma karşıma bir daha… !!

Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!

Wednesday, October 11th, 2006

Şimdiye kadar kazanmış olduklarını, bundan sonra kazanabileceklerini, vazgeçemeyeceklerini, yıllarca koruduklarını, daha yıllarca muhafaza etmek istediklerini…
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Herkesin yaşamak istediği bir kişisel hayatı vardır ve onu yaşayabilmesi için arkada bıraktığı şeyleri düşünmemesi gerekir. Bilmelidir ki o birçok şeyi istediği zaman bütün evren ona yardımcı olur. Herkes yüreğinin sesini dinlemeyi ve yüreğinin diliyle konuşmasını öğrenmek zorundadır.
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Bulduğun ve arkada bıraktığın için seni tedirgin eden aşk önünü kesmesin. Kişisel hayatını gerçekleştirmeni engellemesin. Yeter ki bulduğun ve arkada bıraktığın aşk ‘’saf madde'’den yapılmış olsun. Üzerinden bin yıl geçmiş bile olsa, orada, o biçimde, senin bıraktığın haliyle duruyor olacaktır. Çürümeden, bozulmadan… Ve sen, nasılsa günün birinde oraya döneceksin.
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Korkularını, tedirginliklerini, kafa karışıklıklarını, beni seviyorumlarını, ben onu seviyorumlarını, onunla yaşayabilir miyimlerini…
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
İhanet senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen, yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle, en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece kendisinden beklemediğin bir darbe indiremeyecektir kesinlikle, sana.
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Kendi yolunda yürü. Başını dik tut. Kendini yenilmiş hissetme. Kişisel hayatını yaşa. Kahramanı, baş rol oyuncusu sensin. Bu senin öykün. sen sadece yaşa. Yüreğinin sesini dinleyerek, yüreğinin diliyle konuşarak yaşa!

…Başka Bir Zaman…

Wednesday, October 11th, 2006

Yarınlara bağışladık umutlarımızı, bu güne hiç birşey kalmadı. Geçmişe kalabalık yanlızlıklarımızı ekledik, takvim yaprakları hayallerimizi boşa çıkardı. Sevinçlerde yarımdı, hüzünlerde.. Başka yollar vardı, yürüdüğümüz başka ufuklar. İlk kez dinlediğimiz bir şarkı gibi eşsiz gelmişti duygularımız. Oysa şimdi şarkılarda birbirinin aynıydı, bizimkisi farklı sandık. Yeni alınmış elbiselerle bayramlık sevinçlerini yaşayan çocuklar kadar sabırsızdık ama bayramların çocuksu mutluluklarda kaldığını anımsayamadık.

Yağmurun toprakla buluştuğunda etrafa yayılan o muhteşem kokusu kadar tutkulu bir sele saldık duyguları. Çölleşmiş yürekler vardı umursamadık, biz yağmur bilmeyen çöllerin dilinden hiç anlamadık. Onlar seraplara vurgundu, ‘’Bir gün belki'’ dediler ama duymadık. Gönlümüz limanlara uğramayan gemiler kadar tutkundu maviye, o uçsuz bucaksız denizi hep mavi sandık. Renklerin hiçbiriyle rakip görmedik sevdamızı, ona yaşamın tüm anlamlarını yükleyen bir çift gözle sakınarak baktık. Teslim olmayı güçsüzlük, gururu zafer sandık. Haklıydık belki, aksini anlatacak kimse karşımıza çıkmadı. Büyütürken dünyadaki varlığımızı, kaybolup giden hislerimize çare bulamadık.

Mutluluk oyunlarıyla avunmak, zamanı doldurmak için gerekliydi belki. Başka bir olasılık varmıydı? Hiç hesaplamadık. Yıllar sırtımıza birer ok saplayarak geçiyordu, yaraların kapanmasına izin vermiyordu vakit. Her ele merhem olur umuduyla uzandık. Her şeye rağmen, bir enstrümanın tellerinde yeniden besteleyebilirdik hayallerimizi. Yeniden yazabilirdik yenik düşmüş tarihleri, her acımızı sevince dönüştürecek anları yakalayabilirdik el ele.. Ama denemedik.. Sevdiğin kadar yakınsın sanıyordum sevdiğine, ruhuna ama dönüş yoktur sonların başlangıcına. Yeni yolculuklar için biletin varsa hala.. Başka bir yerde.. Başka bir zamanda.. Belki yeniden.. Aslında ilk kez.. Kimbilir..?

Sensizlik

Wednesday, October 11th, 2006

İçimde buruk bir acı,
Gözlerimde damla damla süzülen gözyaşları,
Elimde yırtık resimlerin…
Acı dolu bir hayat yaşıyorum sensiz.

Ben üzülür dururum halimize,
Sen umursamazsın nedense.
Gözlerin dolu dolu sevgiyle,
Yalan da konuşursun bu son gecemde.

Sensiz kalan bu kalbim,
Sevemiyor bir başkasını nedense.
Gözyaşlarıyla dolu gözlerim,
Bakamıyor başka gözlere.

Sevmek bir çırpıda olur ya
Unutabilmek ölene dek.
Gözlerine dalıp gitmek hayallerde,
Gecelerim uykusuz bu dargın gecelerde.

Bir ufuk kadar uzak şimdi yüreğin yüreğimden.
Ellerim yalnız şimdi dokunulmamış resimlerde.
İçim nasıl acıyor bilemezsin acılar içinde.
Beni yalnız bıraktın bir beyaz kefen içinde.

Acılarımı Unutturacak Kadar Daha da Büyüyecek Gidişin..

Wednesday, October 11th, 2006

Bir gece yarısı tedirginliğindeyim. Zaman hayatı vuruyor.
Gitmelere ait tüm hikayeleri toplayıp savururken içimden
İçimin buz kestiği yerden çıkıp geliyorsun gözlerime.
Umrumdan taşıyor zamansızlığım.
İsmin içimde titriyor.
Sesin sesime düşüyor ses veriyorum.

Oysa sen en sağır yarasın yüreğimde…

Gözlerini günceme düşürdüğümden bu yana, yorgunum gitmelerin tümüne.
Gidişin geliyor aklıma, susmak çörekleniyor yüreğimin en yangın yerine.
Susuyorum …
Beynimin içinden uğultularla cehennem şarkıları geçiyor.
Ben inadına susuyorum..
Sustukça parçalanmışlığımızı bütünlerim sanıyorum.
Ey yar, kanıyorum.

Gözlerini günceme düşürdüğümden bu yana, dipnotlarda çürüyor sevda adına ne varsa.
Gizli bir ürküntü yokluyor yüreğimi,
Sol yanımdan ürküyorsun incinmişliklerine.
O puslu sessizliğin geliyor ardı sıra,
Ey yar, gerçekten konuşabiliyor muyduk seninle, bütün kelimelerle..

Gözlerini günceme düşürdüğümden bu yana, en hoyratı dökülüyor suretime cevapsızlığının.
Yüzüm seğiriyor.
Yüreğim seğiriyor.
Acılarımı unutturacak kadar çoğalacak gidişin biliyorum.
Unutacağım diyorum.
Ya da unuttum sanacağım.

Ah ne çok beklemiştim gelmeyişlerini,
sen geldiğindeyse düşürmüştüm düşünden kendimi.

Senin gözlerinde cevapsızlık
Benim dudaklarımda yanıtsız sorular,
Dile gelmeyen serzenişlerin hırsıdır, susuşlar…

Boşver aldırma..
Bir yerinden inadına bağlıyken varsıllığımıza
Bir yerinden inadına kopmuşsak
Yitmişlik biraz daha sinmiş olmalı acıyan sevdamıza…

Gitmelere adanmış sözcükler geçiyorsa sokak aralarımızdan.
Adımla durma,
Korkma, kesik kesik uğultular geliyorsa,
Duvarlarına yüreğimizi savurduğumuz evler yıkılırken
Yıkımdan çoğaltırımda seni,
Bütün enkazlardan sağ çıkarırım bizi.

Ey yar, görüyorsun ya sonunda yine
Aşk kaybediyor, hayat kazanıyor…

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim!

Wednesday, October 11th, 2006

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.
Gözlerim degil, yüregimdi seni gören.
Sen damarlarimdaki kana karisip, geldin oturdun yüregime.
Bir baska yerde olamazdin zaten.
Sen, benim en degerli yerimde, yüregimde olmaliydin,
orada kalmaliydin. çok aska ev sahipligi yapan bu yürek,
ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni.
Her hangi bir konuk degildin artik.
Bu yüzden ne agirlama fasli vardi, ne de ugurlama.
O yüregin gerçek sahibiydin.
Simdi sonbahar, kisa giriyoruz ya.
Ben dört mevsim bahari yasadim seninle.
çicek çiçek açtin yüregimde.
Gökkusagi zayif kaldi, senin renklerin karsisinda.
Taze bir yaprak gibi yesildin. Açelyaydin pembeliginle.
Üzerine çig taneleri düsmüs sari güldün. Kirmiziydin bir ates gibi.
Ve maviydin… En cok bu renkle anmayi sevdim seni.
Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düsünemedim.
Seni severken dünyayi da sevdim ben, insanlari da.
Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatin sahibiydim artik.
En kizgin,en tahammülsüz oldugum anlarda bile, seni düsünmek yetti bana.
Içimdeki sevinç yüzüme yansidi, güldüm.
Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygisiz, içten gülüsün
ne demek oldugunu, nasil güzel bir sey oldugunu anladim seninle..
Her seye ragmen sevdim seni.
Güçlüydüm ve asamayacagim hiçbir zorluk yoktu.
Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.
Sen elimden tuttugunda, patlamaya hazir bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil sendin ve ben o menzile ulasmak için önüme çikan her seyi yok edebilirdim.
Sana ulasmami engelleyecek her seyi eritirdim, kül ederdim.
Sana ulastigimdaysa sakin bir göle dönüsürdüm.
Ve o göle bir tek sen girebilirdin…Sevdim ve hayrandim da.
Her halin çekti beni.
Durusunu, uyumani, gülmeni, kizmani, kiskancligini safligini,
kurnazligini, çocuklugunu, olgunlugunu sevdim.
Sesini de sevdim suskunlugunu da.
Küçük oyunlarini, kaprislerini, sitemlerini, korkularini sevdim.
Seni ve o doyumsuz sevdani, uçari sevdani anlatacak kelime bulamadim çogu zaman.
Sigmadin cümlelere ve hiç bir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadi.
Seni severken yorulmadim.
çünkü sen yasam kaynagiydin. Her gün yenilendim. Seninle çogaldim, büyüdüm.
Eksik kalan neyim varsa tamamladin.
Ölmeyecektim, cünki SENi CANIMDAN cok seviyorum…
Ölmeyecektin çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
……SEVDİM İŞTE ÖTESİ YOK!…….